Uros Adaları ve Tata İnti | Peru

Uros Adaları | 24 Mart 2007 | gün devamı..

Yeni nedefimiz Uros adalalarina doğru dümen kırıldı. Bölge yerlilerinin başlıca geçim kaynakları balıkçılık ve sazdan yapılma ürünler. Burası sazdan yapılma kayıklarıyla ve gene sazdan yapılma adalarıyla ünlü. Uros Yüzer Adaları adındaki bu adalar tamamen insan yapımı, sazdan üretilmiş ve göl tabanıyla bağlantısı olmadığından kendi kendine yüzer durumda bulunuyorlar. Önce balyalar halinde dikine sazlar bağlanıyor, sonradan yatay şekilde oluşan balyalar birbirine bağlanarak adanın oluşması sağlanıyor. Ada sakinleri sazlar çürümeye başlayınca kendilerine yeni bir ada yapıp eski adalarını göle terk ediyorlar. Bu adalarda 15-20 kişilik gruplar halinde yaşıyorlar. Genellikle herkes birbirini akrabası. Turizm sezonunda, çoğunlukla kendi ürettikleri dokuma ve minik hediyelik eşyalar satıyorlar. Sezon bittiğinde ise adalarını kıyıya yanaştırıp yine ada üzerinde tarım yapıyorlarmış. Hükümet bu insanlardan vergi alamadığı için de adalar bu insanlar için öncelikli yaşam bölgesi olmaya devam ediyormuş. Doğal olarak da adaların sayısı sürekli artıyormuş.

Yanaştığımız yüzen adanın adı Tata İnti, yani Güneş Adası. Teknemiz adaya yanaştığında birden ada halkı hareketleniyor ve teknenin bağlanmasına yardım ediyorlar. Çoluk, çocuk, kadın erkek herkes seferber olmuş durumda. Hepimiz şaşkın şaşkın bir sağa bir sola koşturup fotoğraf çekiyoruz. Ben sazdan yapılmış evlerden birisinin kapasına yanaşıyorum. Yakınlardan bir kadın dikkatlice bana bakıyor, sanırım evin sahibi olsa gerek. Sonra yanıma bir erkek yanaşıp istersem içeriye girebileceğimi anlatmaya çalışıyor. Kafamı kapıdan içeriye uzatıyorum, 2-3 yaşlarında üç tane çocuk var fakat içerideki ağır kokuya dayanamayıp kendimi açık havaya atıyorum. Başka bir evin önünde bizimkilerin heyecanlı bir şekilde bana sesleniyorlar. O tarafa yöneliyorum. Herkes fotoğraf çekiyor. Bakıyorum içerde 4-5 yaşlarında bir kız çocuğu kırmızı bir plastik leğenin başında elinde bıçak patates soyuyor. Ben fotoğraf çekmek içim birkaç kere makineyi doğrultuyorum fakat içerden gelen kesif kokuya dayanamıyorum, midem bulanıyor, öğürüyorum. Nefesimi tutup birkaç defada -aralıklarla nefes almak için geri çekilerek- kızın fotoğrafını çekiyorum. İlkinde ve ikinci denememde bıçağı ve patatesleri bırakıp el sallamaya başlıyor. Halbuki ben işine devam etmesini istiyorum. Ara veriyorum tekrar gittiğimde işinin başına dönmüş olduğunu görüyorum, çok farkettirmeden yanaşıp istediğim fotoğrafları çekeyi başarıyorum. Sonra küçük kıza birkaç sol veriyorum, seviniyor. Peşinden yine öğürtü elbette.

Heyecanımız dindikten sonra alışveriş başlıyor. Bir ada sakini kolumdan tutuyor, Marta diyor. Anlıyorum ki kendi ismi, tanışıyoruz, el sıkışıyoruz, sonra kocasıyla tanıştırıyor ve çocuğuyla. Tombul, oldukça esmer, güleç bir kadın. Bunun alışverişin kendilerinden yapılması için bir atak, satış politikası olduğunu anlıyoruz sonra. Hemen tezgahının başına götürüyor bizi. Biz de tabi tanışıklık hatırına alişverişimizin önemli bir kısmını Marta’dan yapıyoruz. Ama pazarlık çok sıkı… Adadan ayrılma vakti geldiğinde ada sakinleriyle birlikte grup fotoğrafı çektiriyoruz. Tekemize binip ayrılırken ada sakinlerinin tümü kıyıya gelip el sallayıp şarkı söylemeye başlıyorlar. Meğerse burada adet böyle imiş… Yolcu ederken güle güle şarkısı.

Göl ve adalar gezisinden hepimiz memnunuz. Güneş yavaşça dönüyor, öğleni aştık ve rehberimiz Güneş hava kararmadan Bolivya’ya geçmek istiyor. Sınıra minibüsle gideceğiz ve yaklaşık 3 saatlik yolumuz var. Bolivya’ya geçmek üzere doğru hareket ediyoruz.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

14 − ten =