Cusco | Peru

21/03/2007

Nasca’dan Lima’ya dönüp hemen Cusco’ya uçacağız.. Nasca’dan Lima’ya dönüş yolculuğumuz yaklaşık 4 saat sürüyor. Bu arada grupta herkesin konuştuğu tek konu yükseklik hastalığı. 4 kişilik doktor ekibimiz; irtifadan dolayı akut dağ hastalığı riskine karşı, yüksekliğe çıkmadan önce başlamak şartıyla Diazomid tablet, ağrı kesiciler az ve yavaş hareket, bol sıvı hafif gıdalar almamızı ve bob bol coca çayı içmemizi öğütlüyor. Ertesi sabah için rehberimiz Güneş sabah 4’de kalk verdiğinden yarımşar tablet diazomid içip erken yatıyoruz.

Lima’dan Cusco’ya 50 dakikalık bir uçuş sonrasında vardık. Havaalanına indiğimizde ne yalan söyleyeyim şu yükseklik hastalığı meselesinden dolayı biraz tedirgin oldum. Hemen ortaya çıkmayan 24-36 saat arasında belirtileri oluşan bir durum olduğu için tedirginliğimiz 1-2 gün sürdü. Neyse ki kimsede bir şey ortaya çıkmadı ama gerçekten de o yükseklikte nefes almak bile zor. Ben bir de sırtımda 20 kiloluk bir fotoğraf çantasıyla geziyorum ortalıklarda. Eşim sürekli tetikte…

Cuzco, 3200-3400 mt. yükseklikte yer alan bir sehir. İspanyolların gelişiyle mimari açıdan İspanyol hakimiyetine giren kentte her şeye rağmen sokak aralarındaki evlerin duvarlarında İknaların muhteşem taş işçiliğinin izlerini görmek mümkün. Birkaç dağ sırasının ortasındaki bir vadide kurulmuş. Keçua dilinde Cuzco “Göbek Deliği” demekmiş. Tabi hemen şehir turuna çıkıyoruz. Her yerde Peru’ya geldiğimizden beri nezaman göreceğiz diye düşündüğüm yerel giysili Peru’lular var. Kadınların kafalarında mutlaka bir şapka ve panço var. Ve nihayet öğreniyoruz ki fotoğraf çekmenin karşılığı 1 sol. Etrafımızda bir anda “One photo one sol” diye bağıran onlarca çocuk. Eğer fotoğraf çektiğinizi farkederlerse kurtulmanız imkansız, kadınlı çocuklu peşinizden sol’u alana kadar ayrılmıyorlar. Sokak satıcıları, seyyar ressamlar, meydanda dolaşan yerel halk… Meydan bir karnaval yeri gibi. Meydanin ismi her zamanki gibi Plaza des Armes. İspanyollardan kalma katedral ve diğer kiliselerle ev sahipliği yapiyor. İnkalar MS 1200’lerde Cuzco da ortaya çıkıp Cusco’yu başkent yapıyorlar. Cuzco sehrinden itibaren İnkaların izlerini sürmeye başlıyoruz. Cusco çevresinde Kenko, Pucapucara, Tambomachay, Sacsayhuaman gibi kısmen ayakta kalan kale veya gözlemevi gibi İnka kalıntılarının bulunduğu yerler. Elbette giriş ve çıkışlarda elinde lamasının ipini tutan çocuk ve kadınlarla fotoğraf çektirme seansları çok eğlenceli. Etrafta bizim dışımızda yanında lama veya bir hayvan olmayan kimse yok. Genellikle lamalarla dolaşıyorlar, bazen de bir horoz veya köpek yavrusu… Bu arada bir restoranda yemek için oturuyoruz. Dişimize göre bir yemek yok ne yazık ki. Her yerde makarna yemekten bıkmış vaziyetteyim. Gelen garsona domates olup olmadığını soruyorum. Bir önceki gün gittigimiz restoranda yediğimiz domatesler çok lezzetleydi. Garson gülerek “Si” diyor. Ben domates, peynir ve ekmek istiyorum. Meğerse herkes aynı dertten muzdaripmiş, geriye kalanlar da aynısından istiyorlar. Böylece üç gündür ilk defa hatırı sayılır lezzette domatesleri ve tuzsuz da olsa peyniri ve çıtır ekmeği çay ile yiyerek karnımızı bir güzel doyuruyoruz. Herkes yemek seçimimden memnun. Hakkını vermek lazım meyveleri, domatesleri ve ekmekleri çok lezzetli. Yarın sabah Kutsal Vadi’ye doğru yola çıkacağımız ve ben sabah erken saatlerde bugünden gözüme kestirdiğim aleminütçü meslektaşlarımın fotoğraf çekeceğim için erken yatıyorum.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

two × 2 =