Nasca | Peru

20/03/2007

Gezimizin üçüncü durağı ve kesinlikle görülmesi gereken Nazca çizgileri. Nazca’ya akşamüzeri 3 saatlik yolculuk sonunda varıyoruz. Çöl içerisinde bizim Anadolu’daki orta büyüklükteki kasabalar gibi. Akşam güneş batarken Nasca’da küçük bir gezinti yapıyoruz. Sokaklar çok canlı ve kalabalık. Saat 8 olmasına rağmen kasabanın ilkokulu yeni dağıldı.

Ertesi sabah doğal olarak erken başlayan bir kasaba fotoğraf turu yapıyorum. Güneş doğmadan daha şehir uyanmış. Sokaklarda içinde muhtelif tropik meyvelerin ve karışımların olduğu suların satıldığı işporta arabaları her köşe başında. Birisinden içmeye cesaret ediyorum. Sadece portakal suyu istememe rağmen, kaşla göz arasında başka bir şeyler daha karıştırdı içine. Henüz kahvaltı yapmadığımdan keskin meyve suyunun ancak yarısını güçlükle içebildim. Çorbacıların önlerinde masalar ve içerden yerel radyo neredeyse bağırıyor… Satıcılar yavaş yavaş tezgahlarını sokak aralarından çıkartıp yerleşiyorlar.

2 saatlik fotoğraf turunun ardından otele dönüp ağırlıklı meyvelerden oluşan kahvaltımızı yapıyoruz. Sonra da Nasca çizgileri üzerinde uçmak üzere yerel havaalanının yolunu tutuyoruz. Havaalanında 8-10 tane Cesna var. Yüksek sezonda rehberimiz sıra kapmak için saçlı başlı kavgalar yaptıklarını anlatıyor. Biz yüksek sezonda gitmediğimiz için şanslıyız.

Havaalanına girer girmez görevliye uçağın penceresini açıp açamayacağımı sorup aldığım yanıta biraz üzülüyorum. Camın arkasından fotoğraf çekmem gerekecek. Sıradaki ilk uçağa eşim, ben ve yabancı bir turist hanım birlikte biniyoruz. Ben yabancı hanımı hemen pilotun yanına yardımcı pilot filan bahanesiyle atıp arkaya bindim. Çünkü arkada hem sağ hem sol açım olacak. Gerçekten de hava biraz puslu olmasına rağmen seyir ve fotoğraf için uçtuğunu bilen bir pilotla uçmak çok keyifli. Pilotumuz neredeyse her figürün üzerinde bana çok temiz açılar sağlıyor. Bu arada aşağıda yerel rehberimiz Ursula, diğer arkadaşlara iyi fotoğraf çekmek için pilotun yanına oturmalarını önermiş. Bizden hemen sonraki ikinci uçağa binen fotoğraf meraklısı doktormuz Ümit’de öneriye uymuş. Aşağıya indiğinde herşyi çekemediği için dövünüyordu. Ben tabi gülüyorum. Sonraki gruplarda binen fotoğraf çekecek arkadaşlara arkaya binmelerini söylüyorum.

Nazca Çizgileri günümüzde hala gizemini koruyor. Hiç şüphesiz dünyanın en gizemli yerlerinden bir tanesi. Çöl toprağı üzerinde kilometrelerce uzayıp giden paralel çizgiler, onlarca metre büyüklüğündeki hayvan figürleri, mükemmel daireler ve sarmallar hâlâ esrarını koruyor. Yer seviyesinden görülmesi imkansız olan ve ancak uçakla 500-600 metreden görülebilen bu figürlerin niçin ve nasıl yapıldığı hâlâ çok çeşitli spekülasyonlara yol açıyor.

Nazca çizgileri ilk defa 1920’lerde su kanallarının izini süren iki arkeolog tarafından keşfedilmiş. Çizgilerin çölün orasında bulunması ve fark edilmelerine olanak sağlayacak hiçbir yükselti bulunmaması, bu kadar geç keşfedilmelerine neden olmuş. Bu çizgiler, çöl toprağının okside olup renk değiştirmesi ve hemen hiç yağış olmaması sayesinde günümüze ulaşmış. Nazca çizgilerini görmek için iki ya da dört kişilik Cessna tipi uçaklara biniliyor. Yarım saatlik bir tur boyunca, 180 metrelik kertenkele, 46 metrelik örümcek, mükemmel sarma kuyruğuyla 90 metrelik maymun, 53 metrelik pelikan, bir dağ yamacında bulunan astronot ve daha birçok figürün üstünde dolaşıyor uçak. Çizgilerin nasıl yapıldığı bilinmese de, niçin yapıldığı üzerine birçok teori var.

Bunlardan en ünlü ikisi: Maria Richie ile Von Daniken’in savları. Hitler Almanya’sından kaçarak, 1932’te Peru’ya çocuk bakıcılığı yapmaya gelen Alman matematikçi Maria Reiche, 1940’da tanıştığı Nazca çizgilerenen kaşifi olan arkeolog Paul Kosok’un yardımcılığını yapmaya başlamış. 1946’da ise bölgeyi haritalamaya başlamış. 1948’de Kosok araştırmayı bıraktığında Reich işe 1998’de ölene kadar parasının önemli kısmını bölgenin korunması ve araştırmaları için harcayarak, çalışmalarına devam etmiş. Çizgilerin güneşin doğuşunu ve batışını, mevsimleri, ayın hareketlerini gösteren tarımsal amaçlı güneş takvimi ya da astronomik bir takvim oldukları teorisi üzerine oluşturmuş. Ünlü UFO araştırmacısı Erich Von Danken ise çizgilerin uzaylılar tarafından yapıldığını ve bu bölgenin UFO’ için bir havaalanı olarak düzenlendiğini öne sürüyor. Von Daniken’in piyasaya çıkmış Nazca üzerine bir de kitabı bulunmakta.

Sonuçta her ne kadar teoriler çok çeşitli olsa da, hiçbiri günümüzden bin yıl önce, bu insanların çizdikleri figürleri görme olanağı bile olmadan nasıl bu kadar mükemmel yapıtlar ortaya koyduklarını açıklayamıyor.

Uçuş sonrasında midibüsle Lima’ya dönüş yoluna çıkıyoruz. 2 saat sonra yemek molası için çölde bir yere giriyoruz. Gittiğimiz restoranın önünde sonradan çöl safarisi için kullanıldığını öğrendiğimiz; kalın su boruları konstrüksüyonlu tuhaf arabalar var. Kişi başı 15 USD karsılığı çöl turu yaptırıyorlar. Grubun gönlu en genci nufus kağidi en yaşlısı Stella herkesi örgütlemiş. Ben midibüsten makine çantamı almak üzere şöforümüzü ararken baktım ki eşim ve benim dışımda kalan 9 kişi birisine kurulmuşlar bile. Bize de 3 kişilik küçük bir arabaya binmek kaldı. Eşim önce arabayı beğenmedi, küçük filan dediyse de ikna edip biz de bindik. Bu kadar surati, bu şartlarda, bu tuhaf arabayla nasıl yaparlar anlamak zor tabi. Diğer araçtan çığlıklar yükseliyor, az sonra söfor arabayı çöl tepesine sürüp 90 derece asağıya salınca biz de bağırmaya başlıyoruz.

Ben fotoğraf çekmek için arabadan fırladım. Çöl kumuna çıplak ayakla basmak için ayakkabımı ve çoraplarımı çıkartmaya uğraşırken gruptaki faliyet ve hareketlilik dikkatimi çekiyor. Söfor amca elinde bir tahta -sunboard deniliyormuş- bir şeyler anlatiyor. Ne oluyor demeden kızlardan biri tahtanın üzerine yatıp tepenin üzerinden aşağıya kaymaya başladı. Diğer kızlardan biri daha diğer bir boarda atladı. 8’i kadın 11 kişiden kişiden geriye 3 erkek kaldık. Eşime fotoğraf makinesini verip bende atladım tahtaya… Ne keyifli bir işmiş yahu.

Dönüşte çölde bir vahanın başında durup biraz fotoğraf çekiyoruz. Vaha çölün altından kaynayan bir sudan besleniyormuş doğruysa. Bu arada bu vahanın dünyanin en büyük ikinci vahası olduğunu İstanbul’a dönüşümüzde öğreniyorum. Bizim acentenin buradan haberi bile yok, Stella dürtüklemese farkına bile varmayacağız.. İyi ki dürtmüşsün Stella.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

6 + six =